Afyon
Eylül 1968’de Afyon Lisesi öğretmenliğine atandığımda eskrim sporunun etkin olmadığı bu ilde eskrimi nasıl etkin hale getirebileceğimi araştırmaya başladım.
Balıkesir Bölge müdürlüğü kanalıyla Afyon Bölge Müdürlüğü’ne bir yazı yazılarak tayinimden ve durumumdan söz edildi. Yazıda Afyon’da da eskrimin etkin olabilmesi için çalışmaya hazır olduğum belirtilerek gerekli desteğin yapılması konusunda ricada bulunuldu.
O yıllarda Afyon Bölge Müdürlüğü görevini fahri olarak yürüten Sayın Muammer Gökemre’nin asıl görevi yanılmıyorsam tapu dairesindeydi. Ek görevlendirmeyle Bölge Müdürlüğünü yürütmesine rağmen Afyon’da sporun gelişmesine büyük katkıları oldu. Yıllar sonra asil olarak atanan pek çok bölge müdüründen daha yararlı işler yaptığını gördüm.Sayın Muammer Gökemre’nin desteğiyle salonda çalışma olanağı bulduk ancak asıl sorun kentte hiç tanınmayan bu spora sporcu bulabilmekti.
Afyon, geleneklerine bağlı uzun yıllar kapalı toplum yaşamı sürdürmüş bir kentti. Bir süre önce hizmete açılan Ankara-İzmir yolu - ki bu yola Nato Yolu diyorlardı - ilin hayata bakışını etkilemiş, insanların dışa daha fazla açılmalarını da sağlamıştı. Buna rağmen eskrim herkes için çok yabancıydı. Öğretmen olmam nedeniyle ilk sporcularımızı öğrencilerimden seçme olanağını bulabildim.
Erkek sporcu bulmakta pek sıkıntı çekmiyordum ama kızlara gelince iş çok zorlaşıyordu.İlk bayan eskrimciler Afyon’da görev yapan memur ailelerin kızlarından oluştu. Bunlar hem öğrencilerimdi hem de aileleri ikna ederek çalışmalara gelmelerini sağlamak çok zor olmuyordu. Afyon halkı ve yerel basın çalışmalarımızı yakından izliyor ve değerlendirmeye çalışıyordu. Afyonlu yabancılara ihtiyatla yaklaşır onu izler yaptıklarını değerlendirir ve kararını verir. Eğer ona güvenirse bağrına basar hep yanında olur, güvenmezse dışlar içine almaz.
Bir yıl sonra eskrim yapan sporcuların yarısından fazlası Afyon’lu gençlerden oluşuyordu. Halk yapılanları olumlu bulmuş çocuğunun bu sporu yapması için desteğini vermeye başlamıştı. Oysa ilk aylarda yaptığımız işi bazıları “çelik-çomak oynamak” diye yorumlarken bazıları da “Bursa kılıç kalkan ekibi misiniz?” diye soruyorlardı.İkinci yıldan sonra ne sporcu sıkıntısı çektik ne de çalışma yeri sıkıntısı.
Ülkemizde pek çok eskrim antrenörünün hayal edip de sahip olamadığı bağımsız bir eskrim salonuna Afyon’da sahip olmak için ne denli çok çalışmıştım:Haftada dört gün çalışma, her çalışma en az dört saat. Her çalışmada ortalama 35-40 sporcu. Kondisyon çalışması, ayak çalışması, silahlı çalışma… İki elle ve iki silahla çalışma yaptırdığım zamanlar hiç de az değildi. Bu çalışmalar nedeniyle de eşimin tanımıyla “çöp “ gibiydim ama çok mutluydum çünkü kazanılan başarılarla emeğimin karşılığını alıyordum.

Özellikle okullar arası müsabakalarda Türkiye Birinciliklerini hem bireysel hem de takım olarak genellikle Afyonlu eskrimciler alıyorlardı. Bir gece kapım çalındı, kapıyı açtığımda karşımda bir bey, yanında 11-12 yaşlarında ağlayan bir kız çocuğuyla duruyordu. Kapıdaki bey ağzımı açmama fırsat vermeden kızını gösterip: ”Öğretmen bey, bu kız kılıççı olacağım diye tutturdu ben de sana getirdim, ne zaman çalışmaya gelsin?” deyince hem çok şaşırdım hem de çok sevindim. Nerelerden nerelere gelmiştik…Bir öğretmen, bir antrenör için bundan büyük mutluluk, bundan büyük ödül olur muydu? …
